TIME - 03

Karışık bir sıra ile yapılan TIME Serisinin Üçüncü Kısmı...
















"Tired of lying in the sunshine staying home to watch the rain
And you are young and life is long and there is time to kill today
And then one day you find ten years have got behind you"

--- Grafik Tasarımcı ---

Dün gece Facebook'da Berkay Yılmaz'ın yazdığı bir durumunun üzerine yorum olarak yazdığım şiir.. Bir de buradan Paylaşayım dedim...

Grafik Tasarımcı

Tasarım çözemedigini kirletir,
Grafik tasarımcıyı huzurlu calışmak ilerletir.
İşkolik olmamak için,
Evde bekleyen bir yâr gerekir...

Sight by sight

..............................................


Güzel şeyler olacağını düşündüğüm, birlikte iş yaptığım hayat paylaştığım iki arkadaşımın başladıkları bir proje.. Takip etmenizi öneririm.. Biraz biraz daha yeni oluşum hallerinde.. Çok yakında ayrıntılı bilgiye ulaşabilirsiniz sayfadan.. 

TIME - END
















Karışık bir sıra ile yapılan TIME Serisinin Son Kısmı...

"Thought I'd something more to say. "

Ateş - Köz - Duman

[Üç dört tane mumun aydınlattığı geniş ama bir o kadar da boş bir salonda. Ayakta duruyordur ve sehbadaki muma bakar. ]

- Biraz susarmısınız lütfen Mademoiselle... Çölün ne ilk ne de Son Baharı olur... Onun için belkide bir serapsındır bu kumul tepelerinin üzerinde. Dudaklarımda adı kalmış sadece ab-ı Hayat'ın. Biraz koku, biraz korku...

[der ve sehbada ki muma çevirir yine bakışlarını]

- Ay ne kadar da sizsizdir şimdi.

[Sanki hala saçları uzunmuşcasına ceketini giyerken sıkışmaması için toparlamaya çalışır. Elindeki hiçliğe bakarak]

- Rest

[der... Utanarak gülümser...]

- Yüzünde yaşam izleri varoluca bir göç başlar ya hani bilinmezliğe.

[yorgunluktan titreyen ellerine bakar. Kara ellerine...]

- İşte çıkmıyor o lekeler.. Uğraşma... Kaçarken her zaman daha da derine batıyorsun bu aynazda. Daha çok kirleniyorsun. "Ağlayamam" diyordun ya hani, tanıştığımıza memnun oldum.

[Kirli ellerine tekrar bakar titremelerinin durması için yalvarırcasına. Al yanaktan kurtulmaya, gül döşe düşmeye çabalayan belki de kalan son gözyaşını rica edercesine alır titreyen parmağıyla. sehbada ki mumu söndürür bahşedilmiş nem ile.]

Mevzu bahşetmek ise, fukaranın tesellisini de azabını da hissedebiliyor isen yeltenmelisin. Büyük konuşmamalısın soluklarından sonuncusunu almıyor isen... Yoksa sen nasıl yenileneceksin? Acaba gerçekten "Nede" güzel gözlerin varmış da ben onu görebilmişim? Nedeyse? Nerdeyse? Nedense bilemem Ama Ne de güzel gözlerin varmış...

[Dumandan Halimiz Duman çalarken sadece sönen mumun dumanı görünmektedir]

bu gün...

Bu günü de kendimle yaşayayım.... Gerisi size kalsın... 
Söylenememiş sözlerin kalması en acısı...
Yürekten, koparcasına.... Söylenememiş sözlerin kalması en acısı....
Sizin kisi tasvir.... Benden başka kim bilebilir var ettiğim BİZ'i

Bu günü de kendimle yaşayayım.... Gerisi size kalsın... 
Yine,
Yine,
Yine...........


evet dokunduğum her herde yaşlılık, yaşamışlık, yanlışlık, yabancılaşmışlık var...
Ama "sen" Başkasın, anlayamazsın.... başkasın....

Gülümse....

---------------------------------------------------------------------------------
Üzerine alınan, üzerin/m den atan... herkese şükran ile...

Ne de Güzel Gözlerin Varmış Medusa.............biz...........

Gidiyor...

İşte başlıyor… Az önce düğümlendi nefesim boğazımda… Ruhun bedenine sığmaz ya hani.. Kalbin her zamankinden daha büyük gibi gelir  ve  göğsünü yarıp dışarı çıkacakmış gibi çarpar… Gerçekten “ÇARPAR”…

O dipsiz kör kuyunun içinden güneşi görmek için çabalarsın… Zaman geçmiyor gibi olur... Sesler kaybolur, renkler solar, parmaklarını hissedemezsin… Fikrin, hissin, bedenin düğümlenir boğazında…

Kendinle Kalırsın…

Gidiyor… İçimden bir şey kopuyor... Gidiyor…

Bilmek, beklemek yetmiyor… Gidiyor… İçimden bir şeyler kopuyor…

Yarım kalmış gibi... Her zaman ki gibi…

Anlatılamamış, anlaşılamamış… Yarım kalmış gibi…

Gidiyor… İçimden bir şey kopuyor… Gidiyor…

Huzur gidiyor… Kendimi sevmiyorum… Huzuru istiyorum…

Gidiyor…

yine…


ÖĞRENDİM

Bugün anladım ki;
çok seviyorum Elif TURGUT'u. Kim derdi ki o günlerden bu günlere gelip, böyle bir dostluğa adım atalım. Hiç sevmezdi Elif beni, hoş hala da pek sevmez :) ama yok yok sever biraz.


Bir de öğrendim ki;

Elif'in bilgisayarında bloguma girmemem gerekirmiş.



--------- Not --------


Yukarıdaki yazıyı anladığınız gibi Elif TURGUT Yazmıştır.... Seviyorum Sevmeyi, Seviyorum Sevilmeyi.. Ama en çok Seviyorum...

Rüya

Bir kadınla tanıştım. Evde ilk uyuyan olunca en güzel rüyayı kapacağına inanan… Uyku uyutmuyor bana günlerdir... Var mı inanan…

HUZUR

Çalınamaz huzur dediğin, sen gitmesi için çaba sarf etmezsen......



Yanıbaşımda, Yanımda, Yakınımda... Yanyana... Ben, Sen, Biz......
Huzur...

Danset Benimle

Benim ile benim sokaklarımda dans et.
Göstereyim sana taşıdıklarını,
Tat bakalım bir de böyle var olmayı,
Yere dökülen şarap gibi buhar olmayı.
Bedeninle ruhunu ayır.
Ayrı ayrı dans etsinler çıplak ayaklarla.
Yaşamı hisset parmaklarına vuran rüzgarda,
Niye yerinde durasın Sarhoş gibi dönen bu dünyada.

Untitled (Bulamadım Naapayım)

Korkma Çingenelerden
Yıkanır arınırsın kirlerinden.
Unutursun söylediği şarkıları ettiği dansları.
Çalabileceği şeyleri yerine koyarsın.

Bir zaman sonra hissedersin pak teninde bir leke,
Geçmeyen kara bir leke…
Bir şarkı başlar ruhunda,
Olmayan yerlerden, yersizlikten…
Bir bakarsın ki gitmiş bir şeyler senden,
Yerine koyamayacağın şeyler.

Sığmaz gibi olmuş ruhun bedenine…
Kork Gadjo Çingene’yi sevmekten…
Ama korkma Çingenelerden…

RED & WHITE

3 Harf

Yokluğunu bile seversen, varlığından alacağın hazzı bir hayal etsene.
Sokak gibi, Serin ama samimi.
Şarap gibi, burukluğu kadar leziz.
Sigara gibi, zararı kadar nefis.
Nefes kadar benim, hava kadar sensin.
Rüzgâr gibi sensin, içi ürperen benim.
İnanç kadar siz, isyan kadar biz.
Varlığını bile bilmeden, yokluğunu hissetsene.

Üç harften ibaret AŞK dediğin.

H
İ
Ç

HİÇ diyebildiğinde başlayabiliyor AŞK

İşte yine Başlıyor...

Yine başlıyor ve ben çok korkuyorum… Ama bu bana öyle bir haz veriyor ki dünyada nefesinden başka bir şey duyamıyorum... Ne yazı yazabiliyorum, ne bişey çizebiliyorum.. Hiç birisi senin kadar güzel olmuyor. Dünyaya dair hatırladığım son sözüm "Ne kadar da güzel gözlerin varmış Medusa"

Düşünmek ve Hissetmek

Düşünmek ve Hissetmek… Bunlar Her insanın başarabileceği şeyler değil.

Düşünmek Derken Kiradan Bahsetmiyorum.. Veyahut Bayramda Dayını aramak değil salak…

Hissetmek derken Acıdan bahsetmiyorum… Dayak yiyince herkes ağlar…
 
Düşünmek ve Hissetmek… Bunlar Her insanın harcı değil.
 
Bu bize sunulmuş bir lütuf HİÇ değildir.
Bilakis cezanın ta kendisidir.



Biz Ne isek Cezamızda O imiş...

Zehirler dururuz birbirimizi, birbirimizden ziyade herkes mutlu, biz hayal ettiğimize o kadar inanmış ŞEY'leriz ki, Ne olduğumuzu anlayamıyoruz. Bunun için BİZ olamamktan yakınırken biz tükeniyoruz

Bizim içimizden geçen yol Gizli Gizli... Yol Gizli Gizli...

Dışardaki Kişi : Muhharrem Abi mi?
İçeride ki Kişi :Yok Bu Oğlu Neşet...

Neeee????

Naapsan/m ki? Ne Olsan/m Ki? Gitsen/m bi dert kalsan/m bi dert... Sussan/m olmaz konuşsan/m tam karşılamaz... Diden/m dolmuyor ise dert dide de mi? Dert de mi? Dertislikte mi? Dert Ne amına koyayım?... Tasa ne? Kaygı Ne?

One of the few............................................................................

Bu gece birisi öldü… Taziye ise gereksinim varız.

Bu gece birisi var oldu. Hiçliğin içinde……..


Konuşmak…

 Ne güzel şey……………………



...... nvdalhadfıfsajısajı jnıjvsd ıpod...

Domates - Güven'nin Hikayesi

İlk kısa Metraj denememiz.

Geçen Sene Bu Zamanlar.


...

Göç yolları
Göründü bize.
En büyük silah umut etmek,
Yadigar kalsın size.


Düşünmek....

Düşünmek cesaretsilerin kaçışıdır. Çünkü hayat bizim karışıklaştırdığımız çok basit bir oyundur. Kişi kendine yani fikirlerine güveniyor ise vereceği herhangi bir karar kelebeğin kanat çırpışından daha kısa sürer. Daha fazlası cesaretsizliktir.
 
Hangi tartışmada fütursuzca içinden gelen her şeyi söylediniz bir düşünün. “Bunu dersem ne olur/lar” “Bak beni yanlış anladın/lar” “Tam olarak anlatmak istediğimi anlatamaya bilirim ama/lar”

Hissettiklerinizden çekiniyorsanız hissettiklerinizi, ya da hissettiklerinizi anlattığınız insanları değiştirin.

Hayat çok basit bir oyun. Götünüzden “Prensip” denilen kuralları uydurmadığınız sürece…

Ne Düşünüyorsun?

FaceBokk'da "Ne düşünüyorsun?" yazan kısma kısaca ne düşündüğümü yazmaya başladım. 420 karakterte izin veriyormuş.. Bende Karakter sınırı canım Bloger'a yazayım dedim..

***********************************************************

Lan Adama ne düşünüyosun diye soru mu sorulur.. Seni... Seni düşünüyorum..

Seda ile Meltem'i özledim... Sonra Aklıma "ezgi" geldi.. Bak şimdi de Cenkay.. Son otobüs "Soğanlı Çay".. Yükselde okulun bahçesi, OZY, Kaan. İren ne yapıyodur ki acaba? Anıl uzaklaştıkca yakınlaşıyor... Çiğdem büyüyor durmadan.. Çağla, Aydoğan, Alkor, Nihan MECLİS PARKI... Punk Denizden haber alan var mı? Şivenin Gözü benli... Sakaryada Tekel Birası hemde köprünün altında halıflekste.. Kara Kıvanç hala karadır demi? Lan o doğal Gaz borusunu kim kesti? İmge'nin ve Vergi Dairesinin önü... Benim Dünyalar Güzeli Bir karım vardı, Yüzzüğü hale parmağımda, kendisi adi şişkonun tekidir.. Burakların balkonunda mantar, dikmendeki evde şinitzel ve fındıklı puding... Yasemin çok güzel.. Keşke hepimiz onun kadar güzel olsak... Atacan diye isim mi olur lan.. Urala bir sormak lazım.. Okul hayatımda örnek aldığım tek insan Ertuğrul.. Sevan bu gezegenden değil.. A kasabası - b kasabası, sinir gazı Mehmet abi... Kerem Beyit mi.. haa şatdıfakup.. Tory diye bira vardı... kapağından beleş çıkardı.. Özcan Ulaşla garip kafa açmalar.. Punk Evren fotoğraf çekiyor, senayala Dağıstan Evlendi ne güzel oldu : )... Beni şerifleri ilan eden LOVE STREET ANGELS vardı... Bana huzurla saf beni hatırlatırlar hepsi.. Dertlere, Amaan "Chok Da Fifi" dedirtirlerdi. Aslı, damla, gonca, elif.. Elif.. Athos,Portos, Aramis, Mılady... Çok güzel zamanlar yaşandı sayalerinde.. Çok da kavgalar oldu..  .. Yani kısacası ANKARA'yı Düşünüyorum... Oldumu... Bi yerde bırakmak lazım.. Yoksa otobüste buluyorum kendimi sivrihisarda kendime gelmişim...

***********************************************************

COHEN

Cohen dinlemenin verdiği huzur vardır, ama birde yanında gelen karamsarlık. Hissizleştirir insanı, hislendirir iken. Bir nevi gereksiz hislerden sıyrılıp hakiki duygularınla kala kalırsın. Çok çalgı aleti yoktur şarkılarda, çok ağdalı sözler değildir o puslu sesin sundukları. Sade, yalın... ya da daha doğrusu duru, çıplak...

Güneş artık tenimizin açıkta kalan yerlerini ılık ılık yakmaya başlamışsa, Sabah balkona çıktığında bir sürü kuş selamlıyorsa seni o güzelin çiçek kokuları arasında, acıktığında aklına yemek olarak karpuz-peynir geliyorsa yaz gelmiş demektir... Artık güneşle yarışır haldedir insanoğlu kalpleri ve bedenleri yakma konusunda. Benim gibi bir sahil şehrinde yaşıyor iseniz bir elinizde sigaranız, diğerinde ısınmış bir şişe bira yolda salına salına yürürken sizi görünce bir an duraksayan, irkilen, sanki yokmuş veya siz onu hiç görmemişsiniz gibi yürüdüğünüz yolun ortasında duran kocaman Hamam Böcekleri çıkıverir aniden... Ben Mersin'de ve Adana'da bu arkadaşların uçanlarını bile görmüştüm. Peki, neden bahardan yaza geçişin habercilerinden bahsederken neden kimse Hamam böcekleri, Sivrisinekler, İsilikler, Ter Kokan Toplu taşım araçlarından bahsetmez. Bunlarda da müjdelenen baharın gelişi değil midir? Niye takılırız Hamam böceğine, onu görünce yapmamız gereken çıkarım yazın geldiği değil midir? Neden haberden çok haberciye takılıyoruz.

İşte sanırım onun için bu kadar çok seviyorum Cohen'i. Müjdeledikleri, attığı fırçalar, verdiği cevaplar ve ortak olduğu dertler o kadar güzel ve doğru ki haberci çıkıyor aradan çoğu zaman. Sanki şarkı değil de Cohen'in düşüncelerini dinliyormuşum gibi oluyor. İşte beni bu hisse gark edebilen müzisyenleri çok seviyorum. Onlar süslü müzik endüstrisinin içine girmeyi reddetmiş çirkin ördek yavruları.

Onların yaptığı müzik gibi yaşayabilirseniz ne makyaja nede güzel kıyafetlere ihtiyaç duyarsınız. İnsanlar anlatıcıya değil anlatılanlara bakmaya başlar. Saçlarınız dağınık, giysileriniz kirli ve yırtık olabilir. Elleriniz çatlaklar içerisinde, gözlerinizin altı dün geceden kalan yorgunlukla, sigaradan sararmış sağ elinizin başparmağıyla bir yeri gösterdiğinizde gösterdiğiniz yer önemli olacaktır. 

“Parmak cenneti gösterdiğinde yalnızca aptallar parmağa bakar”


BKZ: COHEN

.

24 Şubat 2010


24 Şubat 2010 Çarşamba Yazılmış ve tesadüfen şu an bulduğum bir yazı..


Ömrü yaşam yapan 3 şey var bu dünyada. Mekân, insan, amaç… Bunlardan herhangi birisi eksik olur ise yaşanana boşa geçen bir ömür diyebiliriz. Miadımızı doldurmak gibi bir çaba içerisine giremeyiz. O zaten akan bir nehir gibi. Ya bakarsın çişin gelir, ya da huzur dolarsın.

Mekân; örneğin ev ya da okul... Şehir, ya da semt… Aidiyet kazandığın her yer senin mekânındır. Ya da sen sınırlandırılmış evren parçalarını mekânlaştırırsın.

İnsan ise biraz çetrefilli bir durum. Birkaç dallı budaklı isimlendirmeye maruz kalıyor. Arkadaş, dost, aile ve diğerleri… Mevcut sahipliklerin seni amaca sürükleyen şeyler oluyor. İnsansız amaç, amaçsız insan pek barınamıyor. Diğerleri diye nitelendirdiğimiz şahıslar bu çerçevede değerlendirilen doneler değiller. Onlar öyle… Fasulyeden…

Kimse karşıma geçip artist artist, “Ben yalnız yaşarım” demesin… Olmaazz… Olmaz arkadaşım... Yaşayamazsın… Ona yaşam denmez… Miadını doldurursun sadece. Bir düşün... ( Ben düşündüm oradan biliyorum ) Kaç kişi var etrafında, amacın ve yaşamın için mücadele eden ve çırpınan? İşte insan diye bahsettiklerim onlar. Senden asla vazgeçmeyenler. Seni yola sokmak veya yoldan çıkartmak için çaba sarf edenler. Öyle peşinde ordu olmasın zaten. Komutanlık zor zanaattır. İnternette Blog okuyan/yazan insanları yapabileceği şey değildir. Onun için o elit* kadroya sımsıkı sarılmak gerekir. Burada mutlak bir teslimiyetten bahsetmiyoruz. Aman ha yanlış anlaşılmasın. Blog yazıp/okuyoruz diye koyunda değiliz. Ama bir kulak vermek lazım bakışlara. Bir baklam lazım ağızdan çıkan fısıltılara. İnan ki onların gölgeleri bile farklı düşer yere aynı gün doğarken. Mekâna alışmak kolaydır. Bir badana-boya, bir perde… Oldu sana yuva. Ama insansan öyle değildir. Bir badana-boya, bir perde… Olmaz işte öyle... Isınmaya çalışırken daha da soğutursun ruhları. İnsanı giydirmeyeceksin. Bilakis soyacaksın… Ak göt kara göt belli olsun. ( Bir anda çok ırkçı bir söylem gibi geldi… Hoşlanmadım... ) Çevrendeki insanları bileceksin… Cesaretlerini, sabırlarını, sebatlarını, sevgilerini, samimiyetlerini, özverilerini, arzularını, korkularını, nefretlerini, çıkarlarını, çıkaramadıklarını bileceksin. Düşüneceksin… Sınıflandıracaksın ötekileştirmeden… Kıyaslamadan ayıracaksın elmayı armuttan. Çünkü amacını onlar belirleyecek.

Amaç kısmına gelince kabaca “Ne için yaşanır?” sorusuyla karşılaşıyoruz. Bunu yarım satir yukarıda anladığım gibi çevre ve insan belirliyor. Biz belirlenen kriterlerden “BİZ’e” uygunolanları “BİZ’ce” eleyip kabulleniyor veya kabullenemiyoruz. Sunduğun şeyler ve çıplaklığın kadar görülebiliyorsun aynada. Ve ona göre geliyor sana yol haritaları. Sen bunları benimsemez kabullenmez isen yeni insanlara yönelir veya yönlendirilirsin. Ya da kendi yol haritanı kabullendirirsin. ( Burası apayrı bir şey ona sonra geliriz.)  Amaçsız devam edersen yola serseri mayından farkın kalmayacağı için, ve kimse yanında mayın dolaştırmak istemeyeceği için Gülleee güleee sana…

Belirlemeli insan yolunu… Bilmeli yordamını, kendisini, çevresini. Tanımalı hayatına hayatını bahşeden insanları. Dinlemeli. Dinlemek yetmiyor ise inanmalı. İnanmak acı veriyor ise acıyı anlamalı. Anlatmalı. Anlamalı. Kavga etmeli, barışmalı… Kavgalar boşuna olmamalı, düşünmeli… Düşünmeli… Düşünmeli… Düşünmeli…

Hadi defolun şimdi….

* E.L.İ.T. : Eksiğini Lafetmeden İtinayla Tamamlayan.

Monsieur Aramis'e Cevaben

-------------------------------------------------------------

Bir Kaçından Birisiyim...


Ben ki dört ayak üstüne düşen birkaç kişiden biriyim.
Bilmiyorum nasıl sonunu denk düşürdüğümü.

Çıplak, Çırıl Çıplak Yaşa…

Bazılarını çıldırttım,
Bazılarını üzdüm,
İkiyle ikiyi toplattım bazılarına.

Birkaçını ben yaptım,
Birkaçını sen..
Onlara ne istersek yaptık…

Bazılarını güldürdüm,
Bazılarını ağlattım,
Yere serdim, öldürdüm bazılarını.

Çıplak, Çırıl Çıplak Yaşa…
Belki o zaman sende dört ayağa sahip olabilirsin.
Ama mutluluk sözü vermiyorum...
Sürünüyorsun demek mutsuzsun demek değil ya...

-------------------------------------------------------------


Esinti Kaynağı :
Pink Floyd - One Of The Few


-------------------------------------------------------------

Hayat bir şey değildir. itinayla yaşayınız. KASIM - 2011

Bütün fikir; "İnsan ne ise, o olmayı reddeden tek yaratıktır." ile başlayıp,  "Hiç kimse zevklerinde iki yüzlü değildir." ile başkalaşan, "Bir insanı sevmek, onunla birlikte yaşlanmaya razı olmaktır." ile karışınca, "Yaşamanın tadını çıkarmaktan korkana aptal derim." duvarından sonra yerde kalanları toplattı Camus

Merci Camus..


"Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak bir şeydir." diye de bitirelim...


Halbu ki öğretmişler...

Dün gece parkta içerken aklıma geldi.. Paylaşmadan da edemedim..

Konumuz Doğal Sayılar - Bölmede Sağlama

Bölme işlemi aşağıda ki gibidir.











Sağlaması ise:

Bölen x Bölüm + Kalan = Bölünen



PARKTA AKLIMA GELEN KISIM 



Konumuz Doğal Yaşamlar - Yaşamda Sağlama

Yaşam işlemi aşağıda ki gibidir.















Sağlaması ise:

İnsanlar x İstekler + Bireyden Arta Kalan = Birey



.... Merci ...

Ödüllü Soru - Gerçekten ödüllü -

Aşağıda çizim ile özetlenmiş filmin hangi film olduğunu bilene ödülüm var.. Ama ilk bilene tabi.. : )

İŞTE FİLMİMİZ
--------------------------------------------------------

Bir daha ki filme bende böyle StoryBoard Yapacağım..

Retro Castle (neden bilmiyorumm)

Neden bilemiyorum.. Neyi arıyorum? Neden Arıyorum? 
Neyi Özlüyorum? Neden özlüyorum?
Neyi istiyorum? niye istemiyorum?

Bir "Ah" desem yeter mi?


Circle is round...

...

Tıpkı... Gün bu gün.. O gündü işte bu gün. Bu gün dü işte o gün. Tıpkı...

Yine,

Bildiklerimle, bilinmezlere doğru.. Bilmediklerimi bilen insanlarla, bildiklerimi bilmeyenlere doğru.. Bildiğimi, tanıdığım, gördüğüm bilinmeyene doğru, Düşüyorum...

Circle is NOT round...

Bir Nefese İhtiyacım var... (Sana Değil... Sadece Sana ihtiyacım var)

Her alınan nefes, eksiltilen ömür değil; yaşama katılan güzel bir değerdir. Önemli olan nefesleri değerleri kadar içine çekmektir...


Diye düşünmek... Düşündürmek... Düş mek... Düşe Yazmak.. Düşten kalkmak...

Tınılarda hayatı saklamak.. Islık bile çalsan anıların çalınacak...

Hakikati arar iken kendini, benliğini kaybetmek....

Susmak... Sesisizliği, sensizliği dinlemek...

Git gide azalmak... katlanmak..

Ağlamamak için çabalamak..

Ağlamak..............


Hissizlik...

His Siz Lik

His

Siz

Lik..

Bu Gün Bayram : )

O Gün Bayram dı...

Bizde Kutladık...

YOUTUBE'dan İzlemek İstersen İşte Buradan...

Help me, Obi-Wan Kenobi; you're my only hope

Sessizlik çok can sıkıcı bir şey. O sessizliği her hangi bir sesle kesemeyeceğini bilmek, sessizliğin içinde, amaçsızlıkla birlikte el ele kaybolmak huzursuzluğa çıkan en kestirme yol.

Yapılabilecekleri sıralayalım:

- Yemek Yemek
- Yemek Yememek
- Sigara içmek
- İçki içmek
- Pencereden Mal Mal hayatı seyretmek
- Odanın içerisinde Sanki bir şey arar gibi gezinmek
- Telefon beklemek
- Telefon etmeye cesaret edememek
- Olmayacak dualara Amin demek
- Traş olmak, kesmez ise saçı kesmek

Yapılamayacakları sıralayalım:

- Hiç bir şey olmamış gibi kendini sokağa atmak
- Bir arkadaşı arayıp plan yapmak
- Huzur içerisinde yatağa uzanıp kitap okumak
- Güzel bir şarap açıp film izlemek
- Uzun zamandır bitiremediğin Tabloyu tamamlamak
- Güzel bir hayatın olduğunu hatırlamak, hatırlatmak.

Ne Tanrı,Ne devlet, Aşk Aşk Hürriyet...




Tarih: 1 mayıs 2010 // Saat: 11:30  //  Yer: Aydın Kanza Parkı 

Güllük - Antalya

Bekleriz

Sanat Kürek Adına : Alper TABAK

Sıradan Bir Gün

23 Nisan Tatili Yapımı

YouTube'da İzlemek için işte tam buraya

Kendi Kendine Link Veren Adam... 
480p izlemeniz önerilir..

Şizoit Diyalektik - III


Kuizatz Haderah:
- Neye bakıyorsun?

Sihaya:
- Dışarıya… Yağmur yağıyor…

Kuizatz Haderah:
- Bakarak toprağın kokusunu, sesini duyamazsın… Daha fazla seyirci kala bu güzelliğe. Pencereyi aç bence.

Sihaya:
- Korkuyorum… İstemiyorum… Nasıl olsa birazdan biter yağmur. Boşu boşuna açmayayım pencereyi.

Kuizatz Haderah:
- Geri zekalı. Tabii ki bitecek bu yağmur. Sonsuza kadar yağmasını bekler isen, güneşin hayalini kuranlara saygısızlık edersin. Yaşamın da bir gün bitecek… Neden ısrar ediyorsun o zaman hala yaşamak için? Bir şeyin sonunu düşünerek yaşarsan zaten onu başlamadan bitirirsin. Aç şu pencereyi derhal.

Sihaya:
- Al işte… Senin zırvalarını dinlerken dinmiş yağmur… Gördün mü… Boşu boşuna açmış oldum pencereyi… Salak…

Kuizatz Haderah:
- Çıkart başını hafifçe pencereden… Kapat gözlerini… Deriiinn bir nefes al yaşadığın şu andan… O güzelim toprak kokusunu hisset… 

Arabaların ıslak sokaktan geçerken çıkarttıkları o sesi dinle.

Şemsiyelerini kapatmış, ıslak ayakkabılı şu kadını hisset… Bak bak hala su birikintilerinden kaçmaya çalışıyor… 

Sokağın karşısındaki lambanın altında oturan sırıl sıklam olmuş adamı hisset, sudan çıkmış balık gibi olmasına rağmen ona hiç yağmur yağmamış gibi hala. Islak elleriyle sigarasını yakmaya çalışıyor. Duyuyor musun… Kalktı gidiyor yanık sigarasıyla, çıplak ayaklarıyla hiç umursamadan geçiyor o kadının sakınarak kaçtığı su birikintilerinden. 

Bahçede ki erik ağacının her yaprağını hisset tek tek.. Her yaprağın üzerinde ki çiğ damlalarını hisset, az önce ki o güzel yağmurdan kalan o güzel damlaları hisset… 

Yağmurun dinmesini kutlayan kuşları dinle… Serçelere bak… Duş alıyorlar en son çıplak ayakla basılmış su birikintisinde…

Açmasaydın pencereyi bunların hepsini kaçıracaktın gerizekalı… Al sen BUNU dinleye dur. Ben şarap açıp geliyorum..

Sihaya:
- MerCi…

Kuizatz Haderah:
- "Korkmamalısın. Korku akıl katilidir. Korku toptan yok oluşu getiren küçük ölümdür. Korkunla yüzleşmelisin. Üzerinden ve içinden geçmesine izin vermelisin. Ve geçip gittiği zaman, geçtiği yolu görmek için iç gözünü ona çevirmelisin. Korkunun gittiği yerde hiçbir şey olmayacak. Yalnızca Sen kalacaksın''

Sihaya:
- Seni Seviyorum Aşkım…









 



Şizoit Diyalektik - II

Adaplı Kişi:
- Nedir Durum? Kafan mı iyi hala?

Avare Kişi:
- Gibi.. Gelirken daha iyiydi, Vengo’nun film müziklerini dinliyordum. Otobüste ağlamamak için kendimi çok tuttum.

Adaplı Kişi:
- Ağlasaydın olum… Kimden utandın?

Avare Kişi:
- Kendimden… Düşündüklerimden.. Ağlamayı hak etseydi eşiğe getirenler, tutar mıydım içimde… Biliyorsun: içimde kanser yapacağına dışımda konser yapsın…

Adaplı Kişi:
- Eeee.. O zaman problem ne? Madem hak etmiyorlar ağlamayı, üzülmeye ne hacet?

Avare Kişi:
- Üzülmek güzeldir be abim bu duygu… Başka bir şey. Adama sevinçten daha çok şey katan. Geçmez de Mutluluk gibi bir çırpıda. Kalır içinde yenisiyle tanışana kadar. Bu duygun her anının tadını çıkarabiliyorsan, çıkarabiliyorsun soktukları şeyi soktukları yerden. No tengo lugar y no tengo paisaje yo menos tengo patria… Belki de bunu içindir?

Adaplı Kişi:
- Muharrem?

Avare Kişi:
- Yok daha eski… “Adı olmayan yerlerden geldim, toprağım yok, vatanım belirsiz” diyor…

Adaplı Kişi:
- Sen ne diyorsun bu duruma?

Avare Kişi:
- “Ateşler yakıyorum parmaklarımla ve sana şarkılar söylüyorum yüreğimle. Yürek telim gönül yakıyor. Aşkın toprağında doğdum. Yerim yok, toprağım yok, yurdum yok. Böyledir, bizim kadınlarımız. Senin ızdırabınla senin şarkını söylediğinde, seni darmadağın eder.” Diye devam ediyorUZ. Bu size bir tat vermiyor. Ama bizi acıtıyor, tadı tadamayışınız.

Adaplı Kişi:
- Biz derken? Siz Derken?

Avare Kişi:
- Sen – Ben… Biz, siz, onlar… Ne demiş Celalettin-i Rumi:

“Ben bende değil… Belki sendedir… Sende hem sen hem ben… Ben hem seninim hem benim… bir garip hale düştüm bilmiyorum… Senmi bensin ben mi senim…”

Sen, Ben, Onlar diye bir şey yok… Yalnızca BİZ var farkına varır isen. İnsanı ile, Ağacı ile, böceği ile... Biz'in farkına varamazsan yalnız ölürsün. Gömülmeden daha… Tek başına boktan bedeninde…  Aile gibi düşün… Hani annene hangimizi daha çok seviyorsun sorusu hep manasız gelmiştir ya hani. Çünkü Annen ayıramaz birbirinden çocuklarını ve çocuklarından kendisini. Anlatamadım değil mi yine?

Adaplı Kişi:
- Neyi?

Avare Kişi:
- Çay taze.. Doldurayım mı?

Adaplı Kişi:
- Yok sağ ol… Ben biraz açım…

Avare Kişi:
- Neye?

Adaplı Kişi:
- Seninle birlikte müzik dinleyip, hayal kurmaya.

Avare Kişi:
- Evet.. Bende. Hani şu uykuya dalmadan önce, istekler, arzular ve başrolde güzel geleceğin olduğu hayaller değil mi? Genelde çalan şarkıyı sen çalıyormuşsun gibi başlayıp rüyalara daldığın…

Adaplı Kişi:
- Yüzünü dökme… Lütfen… Hep böyle başlıyor alkole kaçışların…

Avare Kişi:
- Yok yok… Aklıma bir şey geldi… Onu düşünüyordum…

Adaplı Kişi:
- Bunu şimdi uydurdun değimli?
Avare Kişi:
- Evet…

Adaplı Kişi:
- Merci…

Avare Kişi:
- Koray’ın da dediği gibi…

“Geçmişi, ne unutturur ne de yaşatır.. Asalak oluverirsin… Hayat işte.. Neyin kararını sen veriyorsun ki? Sanıyorsun ki yürüyorsun. İtiyorlar be adam.. Taşıyorlar.”

Adaplı Kişi:
- Sonuç?

Avare Kişi:
- MEDET...

İçimde Film Çekiliyor...


Gerçek Kişi:
 - İçim çekiliyor… En sevmediğim histir bu… Dişçide sıranı bekler gibi… Böyle anlarda dünyanın gerçekten döndüğünü hissediyorum. Hem de içimde. Galaksiler arası savaş var midemde…

Hayali Kişi:
 - Sebep?

Gerçek Kişi:
- Sebep mezarında yosunlar bitsin vay bitsin. Yılanlar çıyanlar mekanın tutsun sebep sebep. Bir an olsun yurdun baykuşlar ötsün, Kimsesiz ellerde kalasın sebep amman Amman

Hayali Kişi:
- Nasıl yani? Ne demek istiyorsun?

Gerçek Kişi:
- Ben demiyorum Muharrem ERTAŞ diyor.

Hayali Kişi:
- Sen ne diyorsun?

Gerçek Kişi:
- Muharrem ağabey büyük adam.

Hayali Kişi:
- Böyle birbirimize mi bakacağız? Bir şey demeyecek misin?

Gerçek Kişi:
- Yekin yekin kalkamazsın yerinden yerinden. Ayrılasın sahibinden serinden sebep sebep. Ahirinden ben tutayım ben tutayım elinden elinden. İki yüzün kara olasın sebep amman Amman.

Hayali Kişi:
- Muharrem?

Gerçek Kişi:
- Ta kendisi.

Hayali Kişi:
- Böyle bir yere varamayız biliyorsun değil mi?

Gerçek Kişi:
- Celaleddin-i Rumi’ye hocası “Aramadan bulamazsın. En nihayet arasan da bulamazsın, bulmak yok o başka; ama anlaşılan o ki Celaleddin sen çok güzel arayacaksın” Demiş… Sen hala hangi yere varmaktan bahsediyorsun?

Hayali Kişi:
- Belki de varmak istediğimiz yer neyi arayacağımızdır?

Gerçek Kişi:
- Karnının içinde bülbüller öter bazen. Yanağında gül kokusu, dudağında şarap. Ellerin titrer, gözlerin buğulu. Huzurundan dolayı ne oturabilirsin rahatça, ne de ayağa kalkmak istersin.  Fenadır o anda yaşamın kırmızısı. Parmaklarının ucunda rüzgârı hissedersin. Sanki dalların yaprakların varmış, ama kökün yok. Özgür bir ağaç gibi. Nefesin kesilir, sonra ağır aksak bir şekilde kesik kesik çekersin evreni içine. Hani hıçkıra hıçkıra ağladıktan sonraki o nefes vardır ya. Onun gibi fakat huzurdan bu seferki. Bilirsin ki bastığın yer, eninde sonunda bastığı yerle birleşiyor, arada okyanuslar bile olsa.

Sonra başını kaldırıp güneşin alnını öpmesini seyredersin gözlerin kapalı. Okşar gül yanakları, şarap dudakları. Unutamayacağın “Anın Kokusu” nüfus eder zihnine, ırzına geçercesine.

İşte o anda neye sahipsen onu arayacaksın toprak seni isteyene kadar. Neyi arayacağın bu huzurda saklı. Bunu bilemiyorsan aramayı da bilemezsin. Sevmeyi bilmiyorsan gönlünde ki aşk kuyusuna bakarken iter birisi seni kuyunun dibine. Bakarsın oradan dünyaya aval aval.

Arzuna sahip çıkacaksın nefesin pahasına. 

İşte o zaman içinde bir iş görmenin güzelliği dolaşacak kanında. İçin çekilmeyecek.

Hayali Kişi:
- Kahve yapayım sana. Yat uyu istersen biraz. Bir de film açayım izlerken dalarsın ufak ufak.

Gerçek Kişi:
- Yok, sağ ol. İstemiyorum uyumak. Bira var mı evde?

Hayali Kişi:
- Ben bile yokum ki bu evde. Hatta evde bile değilsin sen.

Sokakta ki Adam:
- Pardon… Bi sigaranız var mı fazladan?

Gerçek Kişi:
- Tabi ki… Al buda yanında dursun… Kulak arkası…

Sokakta ki Adam:
- Sağ  ol. Gecen iyi olsun paşam.

Gerçek Kişi:
- Sen de sağ ol. Sen de sağ ol… Buradan böylece yolu takip edersem nereye varırım?

Sokakta ki Adam:
- Benim geldiğim yere. Ama yeni bir şey bekleme. Mutlaka birisi geçmiştir bulduğun her yeni yoldan. Yönünü bulmak istiyorsan, öncelikle geldiğin yoldan emin olacaksın. En kötü kararında bile bir önceki sapağı bulabilesin diye… Şarap var… İçer misin?

Gerçek Kişi:
- Bir yudum alırım.

Sokakta ki Adam:
- Unutma, ilk taşı en önde yürüyen yer kafasına. Buda yanında dursun… Kulak arkası…

Gerçek Kişi:
- Kim demiş bu sözü?

Sokakta ki Adam:
- Sen dedin salak, iki üç ay önce… Hadi git evine artık… Yat biraz uyu… Üşümeye başladım…

Gerçek Kişi:
- Peki… Selam söyle diğerlerine…

Sokakta ki Adam:
- Olur… Onlarında sana selamı var… İyi Geceler…

Gerçek Kişi:
- Günaydın…

Hayati Kişi:
- Günaydın… Sigara? Kahve?


Beden Mekan

İlgilerinize - Bilgilerinize

http://bedenmekan.blogspot.com/

Lütfeennn Lütfeennnn

Kendimi Yalan hayatlara karşı yabancı, yabancı hayatlar karşısında yalancı hissediyorum... Yabancı bir yalancıyım inanmayın bana..

İşte Böyle Birşey...

Hepimiz Biliriz ya ... Zülfü'nün bir şarkısı vardır.. Çırak aranıyor..

elim sanata düşer usta
yürek acıya
ölüm hep bana
bana mı düşer usta?

işte kaçımız acaba Müslüm'den dinlemişizdir.. : ) Ben dinleyenlerden olarak paylaşmak istedim...

http://www.youtube.com/watch?v=2GValJtbZ_0           Bkz. Müslüm...  :D

Aslında Bambaşka bişey yazmak için açmıştım fekat ne yazacağımı unutacak kadar güzel vakit geçirdim hz. LOADING kısmında..

Aldım defterimi ( Hiç Yok ya onda Loading ) yazdım Çatır çatır..

Yazarken Bi ara Gevher'in ablası aklıma geldi.. Şükran duygun..

Ahaaaa.... hatırlar gibi oldum ne yazıcağımı bi sn....

( Bkz. Adam hatırlar.. Toparlar.. Deftere yazar.. Arada Yazar iken KIZILIRMAK'tan GÜNÜN İLK IŞIĞI dinler... Sonra Güzel bir derin nefes.. Bir SAMSUN 216 ( Kapaklı Yada ecnebice BOX ) oh.... Kısa bir mola... )

Ve Gece Erkan OĞUR ile devam ederken... Sırtını güne dayamış bu geceden hayrı beklemeyen bu insandan hayır bekleyn bu güzel kedi huzur sunarken..

kan Gibi Kırmızı Şarap'mı? Vah Gogh gibi bira mı?

Yoo yooo.. Güzel bir uyku.. Günaydına'a Hasret...

MerCi.. yaşanılan ve yaşatılan her güzel anın adına teşekkürler...

Aranızda Bazılarını diğerlerinden normal olarak daha çok seviyorum...

Onlara DUBLE.. Diğerlerine TEk..

Mallığım, Varlığınıza armağan olsun..

İyi ki doğdun Ms. TURGUT.

--------------

Genelde böyle uzun yazamıyorum. Uzun yazdıklarım uzun yazırdıklarınla, yazdıracaklarıyla huzur içinde uaynsın...

--------------

extr. GÜNAYDIN... O'nlara...

--------------- 

Bunu söylemek çok güzel bir gurur ve onur sunuyor insana.. ( Bkz. Bilene, Anlayana.. Bkz. Ötekileştirmek..)


All For One... One For All...

KÜL

Hayatta bazen böyle durumlarda ne yapacağıma dair hiçbir fikrim olmuyor. Bazen fikirsizlik rahatlatıyor ama bu gibi anlarda değil. İnsanın tek yapmak istediği battaniyenin altında, televizyonun önünde sadece vaktin geçmesini dileyerek oturmak olduğu bu anlarda “O” vakit asla geçmez ya. İşte cilveli hayat.

Düşününce; bu duruma gelmek genelde insanın gittiği bir yoldan öte sürüklendiği bir yer oluyor. Yani fikirsizlik eylemi “diğerleri” tarafından yaşanırken, insanın kendisine “Kendisi fikirsizmiş” gibi yansıyor. Teknik olarak insan fikirsiz kalamıyor. İyi de olsa kötü de olsa bir fikre sahip oluyor. Çözümsüz kalabiliyor ama fikirsiz kalamıyor. Fikirsiz bırakılıyor.

Fikirsiz bırakılma durumu ise yarım kalmış yaşamların veya çözümlenememiş hayatların bir getirisi oluyor insana. Yarım kalmışlığı yaşatıyor insana bu garip hali. Ne hissiyatla yaşayacak kadar içinde oluyorsun o duyguların, ne de nesnel bakabiliyorsun duruma... Tam bir ilişki ARAFI. Yarım sigara gibi… Ne söndürülmüş bir izmarit,  ne de pakette bir taze gelincik.

Sarhoş da değilsin, Ayıkta... Bak tüm şehir Akşamdan Kalma… 

HAYAT

hissetmekle yaşamak arasında ki ince çizgi = hayat.

O dündü.......

O dündü...
Yaşanmamış bir gündü..
Çünkü çok hüzünlüydü..

Şimdi Yarın..
Herkese Günaydın...
Gemileri Limana bağlayın..

Ufuk var önümüzde...
Her şey hala düşümüzde...
Kapıda ki gülüşümüzde...

O dündü..
O adam öldü..
O adam çoktan gömüldü...


.....

Yalnızlığın sakinliği çok gürültülü...

undostres

Ömrü yaşam yapan 3 şey var bu dünyada. Mekân, insan, amaç… Bunlardan herhangi birisi eksik olur ise yaşanana boşa geçen bir ömür diyebiliriz. Miadımızı doldurmak gibi bir çaba içerisine giremeyiz. O zaten akan bir nehir gibi. Ya bakarsın çişin gelir, ya da huzur dolarsın.

Mekân; örneğin ev ya da okul... Şehir, ya da semt… Aidiyet kazandığın her yer senin mekânındır. Ya da sen sınırlandırılmış evren parçalarını mekânlaştırırsın.

İnsan ise biraz çetrefilli bir durum. Birkaç dallı budaklı isimlendirmeye maruz kalıyor. Arkadaş, dost, aile ve diğerleri… Mevcut sahipliklerin seni amaca sürükleyen şeyler oluyor. İnsansız amaç, amaçsız insan pek barınamıyor. Diğerleri diye nitelendirdiğimiz şahıslar bu çerçevede değerlendirilen doneler değiller. Onlar öyle… Fasulyeden…

Kimse karşıma geçip artist artist, “Ben yalnız yaşarım” demesin… Olmaazz… Olmaz arkadaşım... Yaşayamazsın… Ona yaşam denmez… Miadını doldurursun sadece. Bir düşün... ( Ben düşündüm oradan biliyorum ) Kaç kişi var etrafında, amacın ve yaşamın için mücadele eden ve çırpınan? İşte insan diye bahsettiklerim onlar. Senden asla vazgeçmeyenler. Seni yola sokmak veya yoldan çıkartmak için çaba sarf edenler. 

Öyle peşinde ordu olmasın zaten. Komutanlık zor zanaattır. İnternette Blog okuyan/yazan insanları yapabileceği şey değildir. Onun için o elit* kadroya sımsıkı sarılmak gerekir. Burada mutlak bir teslimiyetten bahsetmiyoruz. Aman ha yanlış anlaşılmasın. Blog yazıp/okuyoruz diye koyunda değiliz. Ama bir kulak vermek lazım bakışlara. Bir baklam lazım ağızdan çıkan fısıltılara. İnan ki onların gölgeleri bile farklı düşer yere aynı gün doğarken. Mekâna alışmak kolaydır. Bir badana-boya, bir perde… Oldu sana yuva. Ama insansan öyle değildir. Bir badana-boya, bir perde… Olmaz işte öyle... Isınmaya çalışırken daha da soğutursun ruhları. İnsanı giydirmeyeceksin. Bilakis soyacaksın… Ak göt kara göt belli olsun. ( Bir anda çok ırkçı bir söylem gibi geldi… Hoşlanmadım... ) Çevrendeki insanları bileceksin… Cesaretlerini, sabırlarını, sebatlarını, sevgilerini, samimiyetlerini, özverilerini, arzularını, korkularını, nefretlerini, çıkarlarını, çıkaramadıklarını bileceksin. Düşüneceksin… Sınıflandıracaksın ötekileştirmeden… Kıyaslamadan ayıracaksın elmayı armuttan. Çünkü amacını onlar belirleyecek.

Amaç kısmına gelince kabaca “ Ne için yaşanır? ” sorusuyla karşılaşıyoruz. Bunu yarım satir yukarıda anladığım gibi çevre ve insan belirliyor. Biz belirlenen kriterlerden “BİZ’e” uygunolanları “BİZ’ce” eleyip kabulleniyor veya kabullenemiyoruz. Sunduğun şeyler ve çıplaklığın kadar görülebiliyorsun aynada. Ve ona göre geliyor sana yol haritaları. Sen bunları benimsemez kabullenmez isen yeni insanlara yönelir veya yönlendirilirsin. Ya da kendi yol haritanı kabullendirirsin. ( Burası apayrı bir şey ona sonra geliriz.)  Amaçsız devam edersen yola serseri mayından farkın kalmayacağı için, ve kimse yanında mayın dolaştırmak istemeyeceği için Gülleee güleee sana…

Belirlemeli insan yolunu… Bilmeli yordamını, kendisini, çevresini. Tanımalı hayatına hayatını bahşeden insanları. Dinlemeli. Dinlemek yetmiyor ise inanmalı. İnanmak acı veriyor ise acıyı anlamalı. Anlatmalı. Anlamalı. Kavga etmeli, barışmalı… Kavgalar boşuna olmamalı, düşünmeli… Düşünmeli… Düşünmeli… Düşünmeli…

Hadi defolun şimdi….



* E.L.İ.T. : Eksiğini Lafetmeden İtinayla Tamamlayan.