Sekiz34 - Şizoit dialektik V (konuk oyunculu)

Serin bir akşam, iç mekan, pencerelerden birisi hafif aralık. Hem içerideki sigara dumanını almakta hem kediye oyun alanı sağlamaktadır. Mekan gerektiği kadar aydınlık, gerekmediği kadar kalabalıktır. Lokal aydınlatmaların altında lokal düşünceler kah boğuşmaktadır, kah sevişmektedir, kah dövüşmektedir. Birbirine benzemez, birbirini eylemez 4 kişi bir köşede oturmaktadır. Fiziken birbirine benzeyen 3 yanlış yanlarındaki kendilerine benzemeyen bir doğruyu götürmeye çalışmaktadır. Masanın etrafında yarım ay şeklinde oturulmuş yokluğa "Lokal" bakışlar atılmaktadır. 

PA : Müzik gereğinden fazla yavaş değil mi?

AA: Niye? Koşacan mı?

TA: Bazen taşın altında sadece taşın altı vardır.. Kaldırınca o bile kalmaz.. Zorlamanın alemi yok paşam..

AA: Ne bok yemeye gıy gıylanıyor o zaman?


TA: Bi yerden başlamak gerekiyordur..


AA: Neye?

CB: Buna..

AA: Hiç bi bok anlamadım..


CB: Ama katıldın bile.. 


TA: Reddetmeye çalışsan yada farkına bile varmasan bazen bişeylerin içinde bulursun ya kendini.. 


AA: Eee?


TA: Ver yansın.. İşte o vakit çok düşünmemek lazım.. Bu dünyada bi tek olmuşla ölmüşe çare yok.. Girdi ise göte şemsiye yağmuru bekleme.. Faydası olmaz.. 


CB: Şarap var mı?


PA: Al bunu paylaşalım bitince gider alırız herkez mavi bayrağı çekmiş demir almak üzere..


AA: Benim de şarabım bitti.. 


TA: Bak benim biram biteli zaman oldu.. Ses etmeden bekliyorum.. Aklına bile gelmiyordu bittiği şarabının bu adamların azına düşene kadar.. Biraz sonra tazelenecek hepsi..


CB: Tabi sadece içecekler..


PA: Günleri geri alsak.. Hani böyle saatleri geri ileri laıp ayarımızla oynuyolar ya.. Saati alan günü de alır.. Günü alan haftayı da alır.. Niye yapmıyolar.. Bi değişiklik olur..


TA: Neyden tasarruf ederiz öyle olur ise?


PA: Benim derdim biraz Rock'n Roll olsun.. Sokayım tasarrufuna..


AA: Ben varım.. Ama kötü taklaya gelebiliriz.. Mesela bu gün gece 2'de günler bir gün geriye alındı diyelim.. Du gün doğum günü olan bir daha mı kutlayacak? Çok içilir.. Dokunur.. Olmaz..


CB: Hadi..

CB ve PA Ellerinde 3 şarap kadehi ve 1 bira bardağı ile ayaklanırlar.. Sesler giderek sadeleşir.. Bir amaç için bir şey yapmanın güzelliği vardır içelerinde bu sadece içkileri tazelemek bile olsa.. 

CB: Kızgın gibisin?


PA: Mizacım öyle..


CB: ("hassiktir ordan" der gibi bakar)


PA: Bak şimdi.. (der ve işini ağırdan alır)


AA: (Uzaktan çakır keyif anırarak seslenir) Ben cin istiyorum.. Sade cin ve limon..


PA: (CB'ya "Al işte" gibisinden bakarak) Gördün mü?


CB: Duydum.. Ve hiç yadırgamadım.. Madem biliyordun sen niye gıy gıylandın?


PA: Gerek var mı her seferinde?


CB: Demek ki gerek var her seferinde.. Hiç konuştun mu?


PA: Defalarca..


CB: Ne dedi?


PA: "Bu mu kabahat oldu şimdide?" (AA'nın taklidini yaparak)


CB: Kabahat mi bu?


PA: Değil.


CB: Lan yürü git.. Derdin ne ise onu de bebeye.. Yorma böyle kainatı..


PA: (Tazelenmiş şarapları CB'ye uzatır. Bir cin ve bir birayı kendisi alarak döner ve) Düşünmek çirkin bir şey..

CB ve PA masaya yaklaır iken AA ve TA'nın konuşmaları yükselir.. AA her zamanki gibi ateşlidir, TA onu sakinleştirmek istemez.. Ama kendisi o kadar sakindir ki AA bundan rahatsız olarak içten içe sakinler..

AA: Kendi toprağını bildiğn sürece oynadığın oyunun kimseye zararı yok kardeşim..


TA: Toprağını kim belirledi? Sen mi? Diğerleri mi? Nereden biliyorsun nerede ne kadar ne oynayacağını..


AA: Bilmiyorum.. Ben yekten oynuyorum sadece.. Birisi "höt" diyince duruyorum.. 


CB: (Masaki yerini alırken yarım göt oturmuş) Her "höt" diyene, al sana göt diyosun yani?


AA: Tam olarak öyle sayılmaz.


PA: Tam olarak öyle Sayılmaz mı? Bu bize yakışmaz mı?


AA: Biz dediğin nedir ki benim topraklarımda? 


TA: İşte işin içine bir diğeri girince "ben" biter "biz" başlar..


AA: Hassiktir ordan.. "Ben" hiç biter mi lan.. "Biz"in B'si ben den, İ'si "Siz"Den Z'si ise.. 

(Uzaklara dalar telaş ile)

CB: Al mis gibi cin getirdik sana.. "Biz" mis gibi cin getirdik sana.. 


TA: Bazen parmağımın tırnak ile birleştiği yerde bir şey oluyor.. Kopartsan canın yanıyor, zaten kopmuyor.. Kopartmasan aklın kalıyor.. Oynadıkca büyüyor.. yavaş yavaş oynadığın için acısı tatlı geliyor.. Ama kocaman bir şey haline glience söküp atamıyorsun.. İşte o zaman çok canın yanıyor.. Görmememezlikten gelmeye çalışıyorum olmuyor. Gözümün içine battıkça bırkalayasım geliyor.. Bırkalayınca.. 


PA: (Şarabından bir yudum alıp masaya koyar iken) Tırnak makası..


TA: Efendim?


PA: Tırnak makası.. Yanında bir tane tırnak makası taşıyorsun.. görünce veya hissedince kesiyorsun.. Uzamıyor konu gibi.. Senin derdin ne? Canın mı sıkkın?


TA: Yooo.. Niye? 


CB: Yarım saattir bize 3mm etmiyen bi şeyden bahsediyorsun.. Ve şarabından hiç içmemişsin..


TA: Ağır gidiyorum.. 


CB: Geç kalırsın..


TA: Arkadan gelirim..


CB: Kaybedebilirsin..


TA: Savaşmıyorum!


CB: Neyin var elinde?


TA: 3mm'den uzun gibi duruyor şimdi bakınca..


PA: Ver yansın..


TA: Ben Tipografi konusunda sıkıntı yaşıyorum. Mevcut bileşkeler neredeyse yeni bir Logo Type'a doğru gidiyor. Post Production'da bir sorun yok ama Grafik Tasarımda bir dar doğaz söz konusu.. Gecenin ilerliyen vakitlerinde çözüleceğine inanıyorum. Bazı tecimsel kaygılarım haricinde hayat olarak bir tık huzurlu gibiyim. Sigarayı bırakmam gerekliliğine artık kati suratle vakıfım.. fakat bu meret aşk kadar karmaşık bir tutku.. Her nefeste "Amaann en büyük derdim bu olsun" diyerek bir fırt daha asılıyorum izmarite inadına.. İnsanların bilgileri ile yaşadıklarının çelişkisinin yaşamlarına büyük bir zarar verdiğine inanıyorum. Bunu söylerken bile aynı kaosa mahkum oluyorum.. Aslında "inanmak" diye br şey olamdığını savunuyorum.. İnanmak diye adledilen şey sadece kabullenmek bence. "Miş" gibi yapmak.. Gerçeklik çok fazla mevcut değil.. Brechtyen bir tutum sadece mevcut yaşayışlarımız çağımızda. Gerekli konularda sorgu azaldı, gereksiz konular sorgulanmaktan daraldı.. Bir nevi denizde yüzme bilmeden çırpınmak gibi günümüzün cehaleti. Çırpındıkça su yutuyor.. Halbuki (Hal bu ki) söyle bi bıraksalar kendilerini su zaten onları kaldıracak habersizce.. Bundan ne Arşimet'in, ne Hidrojen'in ne de İki gariban oksijenin haberi olacak.. Azot zaten oralı değil.. Çıkmış arşa.. (Şarabını dibinde kadehin hakkı kalacak kadar diker)


TA: Bu ve benzeri binlerce derde gark olduğum için huzurluyum.. (AA'nı cininden bi yudum alır)

TA: Sizler nasılsınız?

Bir gün...

06:50.. Antalya... Teras Murat'ın...

Adam (sinirli ve biraz kızgın....) Fıkra antalma çabasındadır..

- Papağanın biri bir gün.......

(herkes güler)

Hayat...

Alper (bi arkadaş) bunu beğendi.. Ne ise o; kalktı -Kaş- a gitti derdisniz..

ev ve tesbih

Pardon..




Yalnızlık ömrün sonu-

Sevmenin Asaleti ile...

All for love, love for all...

Kedi Kazanır.

Sigara kötü, Güneş güzel..
Kedi Kazanır.